Merhaba,

Her yıl için ayrı ülke öngörüsünde bulunmamamın sebebi, 2017 yılında kaleme aldığım “Önümüzdeki 10 Yıl Dünya ve Türkiye’yi bekleyen Süreç” yazımda belirttiğim senelik analizlerin hâlihazırda bulunuyor olması ve fırsat verildikçe televizyonda birkaç saatlik yayınlarla zaten gelecek yıla dair genel ülke öngörüsü paylaşıyor olmamadan dolayıdır. Bir diğer taraftan, 2019 ve 2020 yıllarında da özellikle kendi isteğimle ülke ile ilgili konulara artık girmeyi tercih etmedim. Zira 2017 ve 2018’deki öngörülerimi takip edenleriniz bilirler, bu yıllar için çok fazla olumlu gelişmeler beklemiyordum. Bu sebeple de, zaten ekonomik olarak çökmekte olan ve değişime adapte olma becerisini yavaş yavaş yitiren bir toplumun insanlarında “Her şey daha kötü olacak” gibi bir algı yaratmak istemedim. İnsanların geleceğe dair nelerden, ne derece tedirgin olduklarını hem konuştuğum ve görüştüğüm danışanlarımdan, hem de yakın çevremden çok iyi biliyorum. Bu nedenle var olan korkuyu büyütmek ve devam ettirmek istemedim.

İçinde yaşadığımız donem, bilgi kirliliği ve korkunun iç içe geçtiği bir süreçtir. Kuskusuz burada, kültürel yozlaşma, ülkenin yaşadığı ekonomik kriz ve toplumdaki değersizlik duygusunun yaygın oluşu süreci oluşturan etkenlerin arasında yer almaktadır. Türkiye özelinde ise, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren birçok siyasi kargaşalar, ekonomik krizler, darbeler ve eşitlik mücadeleleri ile geçen zorlu yılların ardından, günümüz toplumunun yeni sorunu tüketim küreselleşmesinin bir sonucu olarak sevgi eksikliği, insan iletişimsizliği ve aidiyet yoksunluğu olmuştur. Sistemde ayakta kalmanın yegâne araçları ise para, yüksek mevkiye gelmek ve ‘düzenin sahibi olmak’ gibi kavramlarla tanımlanmıştır. Her yaş grubunda bu uyumlanma zorluğu yaşanırken; özellikle 60, 70 ve 80’lerde zorluklar çekmiş ebeveynler, geçmişte yaşanan yokluk dönemlerinin de etkisi ile çocuklarının maddi ve manevi olarak sınırlarını kontrolsüz büyütmüştür. Bu neslin çocukları büyüdüklerinde kendilerini değersiz hisseden, bir şeyi başarmak ile o şeyi en mükemmel şekilde yapmak arasında doğrudan yanlış bir bağlantı oluşturan, sevgiyi nasıl alacağını ve vereceğini tam olarak bilemeyen yetişkinler haline gelmiştir. Son yirmi yılda, bu yetişkin bireyler bir alanda en iyi olmak ve kendilerini esasen ebeveynlerine ispat etmek için, her şeyin en doğrusunu yapmaya planlanmış insanlar olarak karşımıza çıkmıştır. Bu da, hatalarını kabul etmekte zayıf, empati becerisi eksik, vizyonu gelişmemiş ve dar alana saplanıp kısa hayallerde boğulmuş kişiliklerin topluma karışmasına sebep olmuştur.

Ardından insanlar, işlerin bu şekilde yolunda gitmediğini anladığında, bir döneme damgasını vuran ‘kişisel gelişim’ sektöründe patlama yaşanmıştır. Bir çıkış yolu bulmak, daha iyi bir koşula inanmak, bazen gerçeklerden uzaklaşmak, ‘ben biriciğim’, ‘ben sevgiyim’ diyerek hareket etmek moda haline gelmiştir. Yine ayni dönemde, 2011 Suriye Savaşı’nın patlak vermesi, ülkemizin dış politikasının bir türbülans içinde yeniden şekillenmeye başlaması, beraberinde üretimden yoksun bir ekonomi ile gelen krizler bizleri sistemin içinde yeniden ürettiği bireyler haline getirmiştir. Belki iş doğrudan bizim kapımıza gelene dek ciddiye almadık ama, hayat pahalılığı, ödenemeyen kiralar, batan şirketler, işsiz kalan on binlerce insan, intihar eden aile babaları, gençler, depremler derken nihayet bu salgın hastalık son nokta olup, herkesin olayların ciddiyetini anlamasına kesinlikle bir adım daha yaklaştırmıştır. Bir adım diyorum çünkü tamamen neler olduğunu anlayamayan ve ısrarla ülkedeki problemleri yok sayıp, görmezden gelip, biz iyiyiz diyerek yoluna devam etmeye çalışan insanlar da maalesef etrafımızda bulunmaktadır. Ancak bu tip sorunlar sadece yüzleşme, cesaret, tam olarak görme ve çözüm üretebilme becerisi ile atlatılabilen sorunlardır. Bugün hala daha etrafta maske ve eldiven kullanmayı bilmeyen, bir maskeyi sabahtan akşama dek takan, aynı eldivenle on ayrı iş yapan veya dahası hiçbir önlem almamayı tercih eden bu kadar insan varken, gerçekten soruyorum ne kadar hızlı toparlanabiriz..

Peki basın…! Son yıllarda basın ne kadar özgür.. Basın çalışanları gerçekten tarafsızlık ilkesi ve medya etiği ile hareket edebiliyorlar mı...? Ülkenin geleceği ile ilgili herhangi bir konu tartışmaya açıldığında neden biz karşımızda her defasında karşıt kutupların çatışmasını buluyoruz...? Neden konuyu tartışmaya açan kişinin siyasi görüşünü gözümüze soka soka bilmek zorundayız gibi hareket ediliyor. Orta noktadan bakmak ve yorumlamak gerçekten bu kadar zor mu, yoksa bu insanlar iş kaybına uğramaktan mı korkuyorlar gibi soruların cevaplarını size bırakıyorum.

--

Öncelikle Önümüzdeki 10 Yıl Türkiye ve Dünya yazımdan ara paragraflar paylaşıyorum;

Aşağıdaki yazıda, 2021 yılı için yazdığım öngörülerden bir cümleyi tekrar belirtiyorum

”2021 yılında dünya genelinde yeni bir savaş yöntemi denenecek. Kitlesel etkili biyolojik silahlar toplumlar üzerinde tehdit oluşturacak ve nükleer silah denemelerinden haberdar olacağız. Biyolojik hastalıkların virüs veya mikrop bulaştırma yolu ile Türkiye’yi de 2021 yılında salgın bir hastalık ile tehditi riski var”

Tabi ki burada bir açıklık getirmek istiyorum: ‘Şu an 2020 yılındayız ve bu konu 2021’de devam edecek mi?’ diye merak edenleriniz olduğunu düşünüyorum. Öncelikle Astroloji’de genellikle bir senelik öngörülere yer vermemizin sebebi, geleceği, önümüzdeki daha uzak yılları tahmin ederken, değişen koşullar sebebi ile öngörü başarısının azalmasıdır. Üç sene önceden biri size 2021’de bu olacak cümlelerini kursa ve siz de okumuş veya duymuş olsanız, bunların olabileceği aklınıza gelir miydi...?

Fikrim, 2021’de Dünya ve Türkiye genelinde hastalıkların çeşitli şekillerde devam edeceği ve bu sene olanların sonuçlarını en az bir yıllık süreçte atlatabileceğimiz yönündedir. Nitekim geçen seneden beri ‘2020 Ekim ayından sonra Türkiye’de ve Dünya’da ciddi bir küresel kriz olabileceğinden’ bahsediyordum. Bu krizin sebebi, yaşadığımız salgın hastalıkla beraber ortaya çıkmış oldu. Sonuç olarak 2020 Ekim ve 2021 Ekim aralığında gündemimiz, ekonomik zorluk seviyesi ileri boyutta olan bir yıllık sureci yaşamak olacaktır.

2017’deki yazının önümüzdeki yıllar açısından devamı şu şekilde;

2022 SONRASINDA ORGANİK YAŞAM VE TARIM DEĞERLİ HALE GELECEK.

2022 sonrasında tüm dünyada tarım teknolojisi ve tohumlarla ilgili yeni çalışmalar yapılacak ve bu süreç 2027 yılına dek aktif olarak devam edecek. Organik yaşam ve tarımda ilerleme hedef alınacağı gibi, insanlar doğal hayata geri dönmenin yeni yollarını geliştirdikleri teknolojiler ile arayacaklar. Bu yıllar arasında Norveç’teki tohum bankası kendisini yeniliyor ve daha da büyütüyor olacak.

2024'TE YENİ BİR PARA BİRİMİ KULLANILACAK.

2024 Nisan-Mayıs-Haziran aylarında dünyada “yeni bir para birimi” kullanılmaya başlanacak.

2025'TE MADENDEN PARA KAZANMA DEĞERLİ OLACAK.

2025 yazında yer altı keşifleri artacak ve dünyanın alt katmanları ile ilgili araştırmalar yapılacak. Madenden para kazanma değerli olacak. 

GÜNÜMÜZ NİSAN 2020

Ben de sizin gibi deprem öngörüleri ve felaketler duyuyorum. Ancak kendinizi hangi cümleler ile doldurduğunuz, neleri okuyup, neler izlediğiniz konusunda kendi ruhsal sağlığınız açısından daha seçici olmalısınız. Öncelikle bilim insanlarının yaptığı arka arkaya açıklamalara göre zaten ülkemizde orta ölçekli ve üstü depremler günümüzde hala daha güncel şekilde beklenmektedir.

Astrologlar hiçbir zaman deprem şiddeti bilemezler, sadece şanslarını denerler. Bizim öngörebileceğimiz kısım, riskli zamanlar ve yerler olabilir. Örneğin, bu ay her zamanki orta ölçekli depremleri Ege Bölgesi, İzmir Manisa ekseninde tetikleyebilecek pozisyonlar olduğu doğrudur. Bunun 23 Nisan’ın artı eksi bir haftasına denk gelmesi de son derece olasıdır. Bir benzeri 31 Ekim 2020 artı eksi bir haftada da mümkündür.

Ancak bunu “Korkunç büyük bir deprem olacak, 7 üzeri deprem olacak vs” şeklindeki öngörüleri tamamen yanlış buluyorum. Ben, rutinde olan durumu tekrar yaşama şansımızın yüksek olduğu düşünüyorum. Zaten gelişen salgın durumu ile ilgili krizleri yönetmenin zor olduğu, ekonomik olarak da sarsıcı bir aydan geçiyoruz.

Korona Salgını vesilesi ile gündem dışı kalmış olsa da, hatırlatmak gerekir ki kahraman askerimiz İdlib’te tüm varlığını ortaya koyarak, gece gündüz nöbet tutmaya devam ediyor. Nisan ayı, devam eden ateşkes şartlarının, 8 Nisan artı eksi bir haftasında bozulmaya elverişli olduğunu gösteriyor.

5 Mart-29 Mayıs 2020 tarih aralığında şu an yaşadığımız kısıtlama etkisi devam ediyor olacağını öngörüyorum; ancak Mayıs'ın son haftası Haziran'ın başı tekrar eski halimize dönüş için adımlar atılacaktır. İnsanlar burada tamamen işe dönebilir, normal hayatlarına devam etme eğilimi görülebilir.

29 Mayıs-28 Haziran 2020 aralığında genel koşullarda rahatlamaya yönelik gelişmeler görünse de, doktorlar, hemşireler, sağlık çalışanları, hastaneler, çok zor şartlarda çalışmaya devam ediyor olacaktır. Zaten tedirginlik yaratan kısım, 29 Mayıs sonrası görülecek en ufak bir rahatlama veya rehavette hastalığın tekrar yayılabilme olasılığı olmasıdır. Kanal İstanbul ile ilgili devam eden projeler ve anlaşmaları da yine bu dönemde göreceğiz.

Mayıs ve Haziran ayları yaşanacak yaz tutulmalarının etkileri ile, özellikle çalışan işçi ve memur kesim başta olmak üzere, doktorlar, hemşireler, sağlıkçılar, yeme içme sektörü, tekstil, sanayi ve işletmeler, marketler ve seri üretim yapanlar açısından zorlayıcı geçecek gibi gözüküyor.

 Burada büyükelçilikler, din adamları, profesörler, anayasa, medya, uluslararası ticaret, ihracat açısından zorlayıcı etkiler sürüyor.

12 Mayıs-13 Temmuz tarih aralığında durağan günleri ile önce Venüs ardından Merkür geri hareketi gündemde olacak. Bu kez tatil ve eğlence sektörü zora girerken, sosyal medya ve haberleşme alanında çok fazla spekülatif ve doğru olmayan bilgi de paylaşılıyor olacaktır. Ancak her şeye rağmen, iyileşmenin, şifa bulmanın en net şekilde aranıp, bulunabileceği yer de burası gibi görünmekte. Her ne kadar kontrol edemeyeceğimiz güçlerin ve bilgilerin ortada olacağı zaman olsa ve çalışan kesim zor durumda hayatına devam ediyor olsa da, daha iyi olmayı umut edip, gerçekleştirme adımı atabileceğimiz yer burada görünüyor. Özellikle Haziran'ın son haftası herkes açısından umut verici olabilir.

Yine bu aralıkta hastaneler, hapishaneler, şifa merkezleri, gizli kuruluşlar ve basın medya ile ilgili önceden karara bağlanmayan konuların karara bağlanması ve işleyişi görülüyor.

Temmuz 2020 muhalefet, yargı, vatan toprakları, askerler ve uluslararası ilişkiler konu başlıklarını ilgilendiren alanlarda uzlaşmadan uzak ve dengelerin kaybedildiği daha sert gelişme ve kararlara bağlı bir zaman.

28 Temmuz 19 Eylül 2020 borçlanmanın artacağı, ekonomik olarak en zor aylar olarak görülmekte.

Ekim 2020 Ekim 2021 aralığı finansal olarak büyük krizlerle devam edeceği için, herkesin riskli yatırımlardan, gereksiz harcamalardan kaçınıp, tasarruf yollarına gitmesi ve önlem alması elzem.

Bu dönem içerisinde ülkeye zarar veren dış güçlerle, farklı yapılarla ve onların kuracağı baskı ile de mücadele ediyor olacağız. Bunun bir örneğini Fetö terör örgütü ile gördük.

Ekim 2021 ve Ekim 2022 aralığı döneminde, yönetimde sistemsel somut değişimlerin oluşacağı zaman olarak görünüyor. Esasen bu durum Türkiye için kesinlikle bir avantaj getirecek diye düşünüyorum. Yani pozitif bir ilerlemeden bahsetmek mümkün. (Pozitif ilerleme kavramı herkesin siyasi, kültürel ve sosyal görüşlerine göre değişebilir ve tartışmaya açık)

Eylül'ün son haftası, Ekim’in ilk haftası ve 15-30 Ekim 2020 arası donemde otorite konumunda yer alanlar, devlet yöneticileri, hakim ve komutanlar, ihracat gelirleri ve parlamento açısından zorlayıcı, zarar verici, yaralayıcı etkilerin gündemde olabileceğini göstermektedir.

Hayatımızın her anı yeni başlangıçlara ve güzelliklere açıktır. Hayattaki her şey gibi bunun da bir sonu var, biliyorsunuz. Bugünler geçecek, yerini nice güzel sevgi dolu günler alacak. Birbirinizi kaybetmeyin, en önemlisi kendinizi, yolunuzu kaybetmeyin... Bazen ne kötü durumdayım dersiniz, bakarsınız o durumdan sizin o anda yorumlayamayacağınız pek çok fayda ve güzellik filizlenmiş olur.. Yusuf Suresini okudunuz mu.. Tavsiye ederim.. Ne zaman önümü göremesem okurum. Olayları ve başımıza gelenleri erken yorumlamamalıyız.. Hayat gerçekten çok güzel şeylere gebe.. Dileğim sonu sizin için güzel olsun❤️🙏...

Didem Şarman